Kâinatta hiçbir düş, sebepsizce zihinde belirmez. Aniden kalbine doğan, zihninde beliren her bir imge, aslında senden çok önce var edilmiş bir potansiyelin sana haber vermesidir.
Kâinatta hiçbir düş, sebepsizce zihinde belirmez. Aniden kalbine doğan, zihninde beliren her bir imge, aslında senden çok önce var edilmiş bir potansiyelin sana haber vermesidir.
İbnü’l Arabi’ye göre hayal; zihnin uydurduğu sıradan bir kurgu değil, ruhun kendi kaynağından gelen yansımalardır. Kısaca hayal, illüzyon değil, gerçekliğin ilk basamağıdır.
*Muhyiddin İbnü'l-Arabi bu ifadesi ile, insanın iç dünyasının, dışarıdaki gerçekliği şekillendiren asıl kök olduğunu vurgular.
Tasavvuf düşüncesinde ‘’alem-i misal’’ olarak adlandırılan bir hakikat mevcuttur. Var olan her şey önce zihinde ve hayalde doğar, ardından madde dünyasına tezahür eder. Hayal varlığın ilk dilidir. Somutlaşacak olanın tohumu ilk buraya düşer.
Bilimin ‘’Olasılık Dalgası’’ kavramına, tasavvuf ‘’Kaderin Manâ Alemindeki Yazılımı’’ kavramıyla bakar. İkisi de aynı hakikate işaret eder. ‘’İçte var olan, dışta karşılığını bulmaya mecburdur.’’
Kuantumda ise; gözlem eylemi, olasılık alanını çökerterek somut gerçekliğe dönüştürür. Tasavvufta ise; halis niyet ve kalpten yöneliş, ilahi akışı o yöne doğru sevk eder.
Bu iki anlayışın yada kavramın kesiştiği nokta: Siz bir şeye samimiyetle yöneldiğinizde, o şey de size doğru çekilmeye başlar. Hayal geleceği tahmin etmek değil, geleceğin hafızasını bugünden çağırmaktır. Bir şeyi zihinde canlandırıyor olmak onun gerçekleşme ihtimalinin en somut delilidir.
Yazar: Atlas
